21 Ocak 2010 Perşembe
Asıl Eksiklik...
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.
Pişman gibiydik.
Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda,
içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik:
Bir yerde bir eksik var.
Korktuk.
"Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.
Cevabı yapıştırdık:
Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz.
"Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken,"yaşımız küçük" diye düşündük.
Her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var.
Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk.
İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
Bir eksik var.
"Kafamız karıştı''...
Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?
Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi:
Okulu bitirince geçecek.
İşe girince geçecek.
Para kazanınca geçecek.
Tatile gidince geçecek...
Okulu bitirdik.
Diploma aldık.
İşe girdik.
Kartvizit aldık.
Çalıştık.
Para kazandık.
Taşındık.
Araba aldık.
Çalıştık.
Eve yeni eşyalar aldık.
Tatile gittik.
Dans ettik.
Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık.
Daha çok para kazandık.
Çalıştık.
Çalıştık...
Geçmedi.
"Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik.
Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız.
"Beklemeye başladık''.
Derken, biri çıktı karşımıza.
Aşık olduk.
Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
Hesap cüzdanları,kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı'yı gördük.
Işığı gördük.
"Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük "kurtulduk"...
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidi verdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, anladık, bir terslik olduğunu...
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez.
Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş.
Şimdi tekrar yalnızız.
Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık.
Hâlbuki her şeyi denedik, her yere baktık.
Öyle mi?
Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabi ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanırmıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
'Herkes beni sevsin' diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor,
herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce,
kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor.
İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka biriyle biraraya gelerek,
hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor...
CAN DÜNDAR
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

bir cok rekora bir cok iliski (¡) ye imza atmis biri olarak
YanıtlaSilevet ne zaman ki birine bagimlilik duygusundan kurtulup
kendin
yalniz
sadece senle var oldugunda
iliski yasanabiliyor
yasayabiliyorum
yasamistim
yasanilmali
yasanmali
kahrolsun bagimliliklar :P
Yaşamda hiç bir şeye körü körüne bağlanılmaması gerektiğini, çokkkk uzun zaman önce öğrendim... O gün bugündür de çok mutluyum... Tavsiye ederim:)
YanıtlaSilKonuyla alakalı başka bir noktaya değinmek istiyorum; şimdi'yi boş verip hep geleceğe umut bağlama hastalığına, hep gelecekten bir şeyler bekleyip hayatı elimizden kaçırmaya. John Lennon'ın dediği gibi "Siz geleceği planlamaya çalışırken geçip giden zamandır hayat."
YanıtlaSilYalnız sorun sadece bireysel düzeyde yaşanan bir sorun değil, direk olarak toplumun da yaptığı bir yanlış var ortada. Ve Çehov da işin toplumsal boyutuna vurgu yapıp o zamanın insanlarını şöyle anlatmış; "Havaların güzel olacağı, ürünlerin daha çok olacağı, güzel bir aşk serüvenini yaşayacağımız umuduyla, daha zengin olmak, ya da emniyet müdürlüğüne atanmak umuduyla yaşamaya alışığız; ama akıllanmak umuduyla yaşayan kimseye rastlamadım hiç. Yeni Çarın yönetiminde herşey daha güzel olacak deriz, iki yüz yıl sonra daha güzel olacak deriz, ama kimse bu güzel günlerin yarından başlaması için çaba harcamaz. Yaşam, bütününde, giderek daha karmaşık hale geliyor, kendi keyfince ilerliyor, ve insanlar giderek daha akılsız hale geliyor, yaşamdan soyutlanan insanların sayısı her geçen gün artıyor." Bunu okuyunca 21. yy insanı olarak, ne değişmiş diyorum cevap "hiç" oluor.
Süpersin Niloş'um, bizler bilinçli ve gerçek manada bugününü yarınını değerlendirirken, anı da yakalamasını bilen insanlarız. Hayat 1 gündür o da bu gündür demişler:)
YanıtlaSil